Veronika Ölmek İstiyor

Konusu
Veronika, her istediğine sahip görünen, renkli bir yaşam süren, yakışıklı erkeklerle gezip tozan genç bir kadın olmasına karşın, mutlu değildir. Yaşamında bir şeylerin eksikliğini hissetmektedir. Başarısız bir intihar girişiminin ardından, kendine geldiği zaman bir akıl hastanesindedir. Üstelik çok kısa bir ömrü kaldığını öğrenir. Zaten ölmek isteyen Veronika bu süreçte, başka dünyaların insanlarını tanırken kendisini de keşfetmeye başlar…
Yorumu
Hadi itiraf edin! Hepiniz en az bir defa ölmeyi düşünmüşsünüzdür hayatta. Kim bilir, belki buna kalkışan, kıyısından dönenler de vardır aranızda! Geçenlerde bir haber gördüm, “Dünyanın en mutlu ülkesinde intiharlar neden artıyor?” Farklı zaman diliminde ise ülkemize dair bir haber gördüm: “İntihar oranlarında artış %50’lere dayandı.” Sahi, neden tutunamıyoruz hayata? Çağın vebası oldu: “tutunamamak” Dünyaya tutunamıyor insan! Azizim, insan insana tutunamıyor! Hep bir anlam eksikliği, anlam arayışı… Cevap bulursa ne âlâ, peki ya bulamazsa? Eserimizin başkahramanı Veronika isimli genç bir kız. Güzel bir hayatı var, istediklerine sahip, erkekler ile iyi birliktelikleri oluyor ama mutlu değil. Bazen tüm koşullar uygunken bile mutlu olamıyor insan. Ya da mutluluğun ne olduğunu biz değil toplum standartları belirliyor. İyi bir işin varsa mutlu olmalısın, paran varsa mutlu olmalısın, toplum tarafından kabul görüyorsan mutlu olmalısın… Böylece biz değil toplum standartları mutlu oluyor. Mutluluk bir görev halini alıyor. Ve bir gün fark ediyorsun ki tüm bunlar seni gerçekten mutlu etmiyor. “Yürü, gidiyoruz. Deliler delice şeyler yaparlar.” (s. 191) Delice şeyler neler biliyor musunuz? İçimizden geçen şeyler! Toplum yapmak istediklerimizi içimize hapsediyor! Ezilip gidiyor ruhumuz bu toplumsal normlar altında. Sokaklarda bağıramaz, her yerde gülüp eğlenemezsin! Sen kadınsın sevişirken zevk alamaz ya da bunu açığa vuramazsın! Sen bizim çocuğumuzsun iyiliğini istiyoruz ve şu mesleği yapmalısın! Kadınsın böyle giyinemez şu saatte sokağa çıkamazsın! Okumazsan adam olamazsın! Tüm bunlar mı sağlıklı bir hayatın göstergesi! Öyleyse hepimiz birer deli olalım, tüm bunlara katlanmaktansa… Zaten olmasak da kabul görmeyecek ve buna itileceğiz! “Yaşamımı bütünüyle değiştirmek istiyorum. Bir serüven yaşamak, başkalarına yardımcı olmak, daha önce hiç yapmadığım şeyler yapmak istiyorum.” (s. 120) Bu gitme isteği hep bundan işte! Kaçmak istediğimiz şey bulunduğumuz yer değil bize dayatılan şeylere uyma zorunluluğu. Hayatta kaç gününüzü tamamen özgür olarak geçirdiniz? Okul, ev, iş ve basmakalıp davranışlar. Yağmur yağarsa montunu giymelisin, yoksa hasta olursun. En son ne zaman doya doya ıslandınız! “Mantosuz sokağa çıkıp karda yürümek istiyorum, çok çok üşümenin nasıl bir duygu olduğunu öğreneyim, değil mi? Hayatım boyunca hep sıkı sıkı giyinmişim, soğuk alma korkusuyla.” (s. 139) Üşüyemiyor, gülemiyor, günlük hayatın koşuşturmacasında yanından geçtiğimiz insanlara “Bugün nasılsın,” bile diyemiyoruz değil mi? Hayat bazen geriye dönüp baktığında görüp gülümsediğin şeylerden ibaret. Ama bu şeyler o kadar az ki… Koca hayatı bir hiç uğruna tüketecek gibi hissediyorsun bazen… Bir doktora gittiğinizi düşünün! Bir haftalık ömrünüz kalmış. O bir haftayı nasıl yaşardınız? Öldükten sonra gerçek hayatınız o bir haftadan ibaret olacak belki de! Korkmadan yaşayacak! Korkmadan sevecek! Korkmadan sevişecek ve hayatınız boyunca yapmayı ertelendiğiniz şeyleri ertelemeyeceksiniz belki de! Veronika size bunun mümkün olduğunu gösterecek, bir haftanın bir ömürden büyük olduğunu görecek ve hayatınızda değişiklik yapma kararı alacaksınız! Tıpkı Villete akıl hastanesindeki hastaların yaptığı gibi! “Geçecek,” dedi kendi kendine. “Dün geçti ya.” (s. 122) Her şey geçiyor ama bununla birlikte bir hayat da geçiyor. Ölümü bekleyerek yaşıyoruz bunun adına ne kadar yaşamak denirse. Korkular sarmış her yanımızı. Değişiklik bile korkutuyor bizi. İşe bile her gün aynı yollardan aynı araçlar ile gidiyoruz.



