KurguRomanTüm Kitaplar

Böğürtlen Kışı

Adı: Böğürtlen Kışı
Yazar: Sarah Jio
Sayfa Sayısı:312
Yayın Tarihi: 16 Ağustos 2018

Konusu

 
İlkbahar. Yaz. Sonbahar. Kış…
Hayatın böyle mevsimleri vardır ama aynı zamanda sürpriz mevsimlere de gebedir hayat. Mesela bahardan yaza geçerken kar yağmaz mı hiç? Böğürtlenlerin çiçek açtığı mayıs ayında. Bilir misiniz, böğürtlen kışı denir mevsim dışı kar yağdığında.
 
Böğürtlen kışı kimine peşinde kışın soğuk acılarını getirir; kimine kışın tatlı huzurunu. Kimini arayışlara iter; kimini hesaplaşmalardan döndürür. Kiminin sabrını zorlar, kimini tesadüflerle sınar. Böğürtlen kışı hep sürpriz başlangıç ve sonlarla doludur…   
 

Yorumu

“Herkes kendi hayat yolunda acılar çekip iyileşir.” İyileşir mi sahiden? Her acının bir sonu var mı? Ölüme gözü açık giden o kadar insan varken “iyileşmek” sözcüğüne ne kadar doğru diyebiliriz? Bazen iyileşemiyorsun. Alışmak da değil… Düpedüz yitirmek… Yitirmek. “Yakın birini ölüm sonucu kaybetmek.” Eser dünyanın tüm annelerine ithaf edilmiş. Özellikle de çocuklarına veda etmek zorunda kalanlara…

Cemal Süreya’nın çok sevdiğim bir şiiri var: “Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum.” Peki ya sizin hiç çocuğunuzu yitirdiğiniz oldu mu? Yaşarken yitirmek de dahil… (Rabbim böyle bir acı yaşatmasın!) Bir anne için böyle bir acının tarifi var mı? Bir insanın hayatını bundan daha alt üst edebilecek ne olabilir hayatta!
Bazı kışlar mevsimsiz gelir. Bazı kışlar mevsimsiz götürür sevdiğin ne varsa hayatında! Tam çiçekler açtı, havalar ısındı dediğin anda öldürür bütün çiçekleri yağan kar. Vera Ray; hayatında yegâne varlığı oğlu Daniel olan bir anne. Yaşam telaşı onu yaşatmak… Yıl 1933, karlı mayıs günü… Zaten yolunda olmayan şeylerin tamamen yoldan çıktığı, tutunulan bütün dalların koptuğu gün. “Hangisi daha zor, bilmiyorum,” dedim. “Birini aniden kaybetmek mi, yoksa onu yavaş yavaş, günden güne kaybetmek mi?” (s. 180) Kaybettiğin şey, kaybetmen gereken en son şeyse bunun bir önemi var mı? Ne yaparsın yitirdiğini bulmak için? Neleri kaybetmeyi göze alırsın? Ya da daha neyini kaybedebilirsin ki? 80 yıl sonra… Hiç eski bir hikayenin peşine düştüğünüz oldu mu? Yaşanmış bir hikayenin… Claire Aldridge, gazeteci. Dünyaya gelen çocuğunu daha göremeden kaybeden bir anne. Daha ismi bile konmadan… Bir mezar taşı: “İlk satırda Bebek Kensington yazıyordu. 3 Mayıs’ta doğdu; doğduktan 13 dakika sonra İsa’nın kollarına kavuştu.” (s. 314) Çocuğunu yitiren bir annenin halinden de ancak çocuğunu kaybeden bir anne anlamaz mıydı? Tabiri caizse damdan düşenin halinden, damdan düşen misali… “Bazı insanlar acısını dışa vururken bazıları onu içinde yaşar. Yani acısını içine, derinlere bir yere atar ve orada demlenip büyümesine izin verir.” (s. 35) Tatile çıkarken yanıma almıştım eseri. Kapadokya’da başladım, biraz önce Toros Dağları’nda kapağını kapattım. Nereden bilebilirdim “tatil kitabı” diye aldığım bir kitabın içimi bu kadar acıtabileceğini? Sürükleyici, Gizemli, Merak unsurunu sonuna kadar canlı tutan bir eser. Farklı insanların hayat telaşında yer alıp onların duygu dünyasına tanıklık etmek ve onlarla acı çekmek… Bu tarz kitaplardan keyif almıyorum diyenlerin bile “Neden bu kadar beklettim,” diye hayıflanacağına eminim. Yıllar önce hediye olarak almıştım. Her kitabın vaktini beklediğine inananlardanım. O gün bu günmüş ve bu duyguları bugün yaşamam gerekiyormuş. “Kalbim acıyordu ve bu acıyı bastırmak için tek bir yol bile bulamıyordum.” (s. 202) Okuduktan sonra daha da acıyacak! Farklı duygular yaşayacaksınız. Ve kapağını kapatırken damarlarınızdaki kanın çekildiğini hissedeceksiniz. Uzun zaman sonra bir kitabın sonunda böyle çarpıldığımı hissediyorum. Ve bu çarpılışa siz değerli dostları da davet ediyorum. Vera’nın acısı acımız olsun

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu